:: Öğretmen-Öğrenci İletişimi Üzerine :: Günümüzde öğrenci-öğretmen arasındaki sorunları belirleyen en büyük faktörün, etkili bir iletişim olduğunu düşünüyorum. Birçok öğretmen ve öğrenci, karşılıklı saygıya dayanan, iletişim ilkelerine bağlı ve yeterince empatik bir ilişki devam ettirememektedirler. Öğrencilerimiz ile yakın bir diyalog kuramamamızın nedenleri, çift yönlü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki, öğretmenden kaynaklanan engellerdir. Bu engeller, kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yoğun olarak karşılaşılan gözlemlediğim bazı engelleri sıralamak istiyorum: ? Onları yargılamak, eleştirmek ve suçlamak. ? Öğüt vermek, emir vermek. ? Onları sınamak, sorguya çekmek. ? Onları yeterince dinlemeden karar vermek. ? Onları sınıf ortamında aşağılamak ve arkadaşları önünde küçük düşürmek. ? Kişisel sorunlarımızı onlara yansıtmak. ? Onlarla kişisel olarak, yakından ilgilenmemek. Bunlar, çoğaltılabilir fakat önemli olan şunun farkına varmaktır ki, bunların hepsi öğrencilerimizle diyaloğumuzu kesen ve düzenlemeler gerektiren faktörlerdir. İkincisi ise öğrenciden kaynaklanan engellerdir. Öğrencilerimiz, gerek ailesinden, gerek öğretmeninden yukarıda sıraladığım olumsuz davranışlarına karşı şu savunma yöntemini kullanırlar. Şüphesiz ki bu da ilitişimin önünde çok önemli bir engeldir. Bunlar: ? İsyan etme, direnme ve karşı koyma. ? Yalan söyleme, başkalarını suçlama. ? Hırçınlık, patronluk taslama ve kavga etme. ? Okula ve aileye karşı azalan ilgiyi farklı alana kaydırma. Sıralanan bu davranış biçimleri; genel olarak ilköğretim ikinci kademeden başlayarak orta öğretimin son yıllarına kadar devam eden bir süreye yayılmaktadır ve dikkat edilirse bu süre yaşamın en karışık, en fırtınalı ve iniş-çıkışların yoğun olduğu ergenlik dönemiyle örtüşmektedir. Kendi yaşantımızdaki bu yıllara baktığımızda, öğrencilerimizin sergiledikleri bu davranışların son derece normal olduğunu anlayabiliriz. Öğrencilerimizle iletişimimizi engelleyen çift taraflı engellerin farkında olmak ve bunların çözümüne yönelik çalışmalar yapmak son derece önemlidir. Peki bu konuda neler yapılabilir, ne gibi önlemler alınabilir?İşte bu konuda sizlerle paylaşmak istediğim ve önemine son derece inandığım birkaç alternatifi sıralamak istiyorum. Bunlardan ilki ve bence en önemlisi; öğretmenin hümanist bir görüşe sahip olması gerekliliğidir. Bu görüşe sahip bir öğretmenin en önemli özelliklerinden biri, her öğrenciyi sadece insan olduğu için başlı başına bir değer olarak görme niteliğidir. İnsan olduğu için, hiçbir koşula bağlı kalmaksızın ona saygı duymadır.Ona gösterilecek bu saygı, sözel iletişimimizden, yüz ifademizden ve davranışlarımızdan anlaşılmalıdır. Bu da zorlamalardan ve gösterişten uzak, samimi ve içten olmalıdır. İkincisi; etkin dinlemedir. Etkin dinleme; öğrencimizin sözünü kesmeden, anlattıklarını beynimizde çözümlemeye çalışmak ve ona, söylediklerini geribildirimlerle iletmektir. Etkin dinlemede sözel iletişimin yanısıra karşılıklı jest ve mimikler, kabul tepkileri (hı... hı, evet, devam et, anlıyorum vb.) de son derece önem taşır. Öğretmeni tarafından etkin bir şekilde dinlenilen öğrencinin, özgüven, başarılı olma gibi olgularda önemli yollar kat edeceğini düşünüyorum.Etkin dinleme sayesinde öğrencilerimiz belirli konular üzerinde fikirlerini rahatlıkla söyleyebilecek, bağımlı ve zayıf öğrencilerimiz yüreklenecek böylece sınıf yönetiminde işimiz daha da kolaylaşacaktır. Son olarak, öğrencilerimizle sağlıklı bir iletişim için gerek ve şart olan empatik anlayış üzerinde durmak istiyorum. Bir öğretmenin gerçekleştirmesi gereken empatik anlayış,kendini iletişim kurduğu kişinin yerine koyup, olayları onun bakış açısıyla değerlendirme boyutudur. Empatik anlayışın amacı öğrencilerimizin yaptığı davranışların diğer insan veya insanlar üzerinde oluşturacağı etkilerin farkına varmalarını sağlamak yani onların da bu içsel duyarlılığa sahip olmalarını sağlamaktır. ABDve KANADAgibi ülkelerde iletişim ve empati birer ders olarak eğitim öğretim programlarında yer alırken üzülerek belirteyim ki bu konuya, ülkemizde ufak tefek bazı çalışmalar dışında gereken değer verilmemektedir.Ailelerin büyük çoğunluğunun da çocuğuna empatik anlayış kazandırma konusunda bilinçli bir yaklaşım sergilemediklerini de var sayarsak, bu çocuklarda bu anlayışın okul düzeyinde geliştirilmesi yine bizlerin bir sorumluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaçla, hâlen görev yapmakta olduğum okulda sekizinci sınıf öğrencileriyle yönelik"öğrencilerimizin öğretmenlerini daha iyi anlayabilmeleri" amaçlı bir çalışma yapılmış ve kısa süreli bu çalışmanın bile bir kısım öğrencimizin bu konuda seviye kat ettikleri sevinçle gözlemlenmiştir. Bu çalışmalar çerçevesinde bir öğrencimizin kendini öğretmeninn yerine koyarak yazdığı birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum: "Ben, 8-A sınıfının derslerine giren bir öğretmenim. Sabah erken kalkıp, derse girmek için hazırlık yapıyorum ve okula gitmek için yola çıkıyorum. 8-A sınıfına girdiğimde ders boyunca "Susun çocuklar, konuşmayın, kavga etmeyin, oturun, azmayın!" diye bağırmaktan boğazım yırtılıyor. Beş kardeşi vurunca susuyorlar. Hele bir de tam derse yoğunlaşmışken birinin çıkıp saçma bir şey söylemesi ve tüm sınıfın onu tebrik edercesine gülmesi sinirlerimi tamamen bitiriyor. Sonra bir diğer sınıf, bir diğer sınıf derken gün bitiyor. Hele nöbetçi olduğum günler, çok daha fazla yoruluyor ve üzülüyorum. Dersler bittikten sonra yorgun argın eve gel, yemek pişir, çocukla ilgilen, alışveriş yap, plânları hazırla derken geç saatte ancak uyuyabiliyorm. Yatağa girdiğim zaman da "Ben niye bu öğrencilerin kalbini kırdım?" diye düşüncelere dalıyorum ve çok üzülüyorum. Dersi anlatmayabilirim, onlarla ilgilenmeyebilirim ama vicdan denilen şey yok mu şu vicdan? Sabah kalkıp tekrar aynı güne yeni baştan başlıyorum." "Neden hep fedakârlık yapan biz öğretmenler oluyoruz ve ilk adımları hep bizim atmamız gerekiyor?Eminim ki çoğumuzun aklına sıklıkla gelen bu soruya; saygıdeğer hocamız BinnurYeşilyaprak´ın bir sözü cevap olacaktır diye düşünüyorum: "Bizler genç olduk, gençliğin ne demek olduğunu biliyoruz. Ama onlar henüz yetişkin olmadılar, bu yüzden sağlıklı bir iletişimde sorumluluğun büyüğü biz yetişkinlere düşmektedir." |